25 Ağustos 2019 Pazar
GAÜN ÖĞRENCİLERİNDEN "DİN VE SANAT" PANELİNE YOĞUN İLGİ

GAÜN ÖĞRENCİLERİNDEN "DİN VE SANAT" PANELİNE YOĞUN İLGİ

Gaziantep Üniversitesi (GAÜN) Akademik Etik Topluluğu tarafından düzenlenen "Din ve Sanat" paneli GAÜN İnşaat Mühendisliği Konferans Salonunda gerçekleştirildi.

GAÜN Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Metin Bedir’in moderatörlüğünü yaptığı panele; İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mahmut Çınar ve Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ayhan Özer panelist olarak katıldı.

Panelin açılışında konuşan GAÜN Rektörü Prof. Dr. Ali Gür, sanatın dinden ayrı düşünülemeyeceğini vurguladı. Rektör Gür, “Bir din kurallarını estetik, güzel ahlak üzerine kuruyorsa burada artık sanatsız bir din daha doğrusu dini algının ve sanatın birbirinden ayrışmayacağını siz de bilirsiniz. Temel sorunlardan birisi din hiçbir zaman yapılan işin alelade ve körü körüne yapılmasını istemez. Özellikle göz estetiğini bozacak düzeyde ve ruhu tırmalayacak bir yapıda hiçbir zaman var olanları kabul etmez. O yüzden dini kurallarla birlikte aynı zamanda estetizmi, romantizmi ve sanatsal harmanlamayı yapmak zorunluluğumuz var. Ancak öyle mütekamil bir ruh, insanı kâmil oluşturabiliriz” diye konuştu.

DİN VE SANAT İNSANLIĞIN MİHENK TAŞI

Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Metin Bedir, din ve sanata bakıldığında hem geçmişte hem günümüzde ele alındığında bu iki kavramın dezenforme edilip değişik platformlara çekilmek istendiğini ifade etti. Prof. Dr. Bedir konuşmasının devamında, “Biz bunları aydın bilim insanları olarak halkımıza da doğru anlatarak, bu iki kavramın tarihsel süreç içerisinde insanlığın varlığı açısından ve insanlığın temel, mihenk taşlarını oluşturan birçok olgular açısından bütünlük arz ettiğini ve bu olguların temelini oluşturduğunu sizlere anlatmakla yükümlüyüz. İnsanlığın en temel kurumları olarak kabul ettiğimizde din, bilim, felsefe ve sanat alanlarında uğraş veren veya bu alanlara farkında olmadan dalan insanlara, bilim adamlarına bakıldığında evrende var olan tüm güzelliğin bu güzelliğin bir kaynağı olduğunu, evrendeki bu hiyerarşinin bir güç, bir kudret, bir ilahi varlık diyebileceğimiz kişi tarafından veya isimlendiremediğimiz bir şey tarafından oluşturulduğuna bilim insanları ulaşmıştır. Demiştir ki ‘doğadaki tüm güzellikler birbiriyle ahenk ediyor. Bu ahengi oluşturan bir olgu, bir kudret var.’ Kimi bilim adamları buna ilahi kudret demiştir. Kimi bilim adamları başka felsefi yaklaşımlara girerek felsefi alanlarda bunu açıklamaya çalışmışlar. İşin özüne indiğimizde bir ilahi kudret, hiçbir şey doğada birbirine karışmıyor. Tüm güzellikler birbirini destekliyor. Tüm güzellikleri oluşturan daha büyük güzellikler bulunmaktadır” ifadelerinde bulundu.

BEŞ TEMEL ESASA GÖRE DEĞERLENDİRİLMELİ

Doç. Dr. Mahmut Çınar, sanat ve estetik meselesinde olduğu gibi, başka konularla din arasında bağlantı kurulmaya çalışılırken, bazı temel hususların göz önünde bulundurmak gerektiğini vurguladı. Doç. Dr. Çınar, şu ifadelerde bulundu: “Yüce Allah’ın Hz. Âdem’den son peygamber olan Hz. Muhammed’e kadar bütün peygamberlerin tebliğ ettiği ortak dinin İslâm olduğu unutulmamalıdır. Tatbikata ait bir takım farklılıklar ve yerel unsurların bulunması, özünde de bir farklılığın olduğu anlamına gelmez. Yüce Allah’ın insanların uymaları ve böylelikle mutluluğa erişmeleri için gönderdiği İslâm dini dikkate alındığında, bütün belirlemelerinde, emir ve yasak koymalarında beş temel esasın dikkate alındığı anlaşılmaktadır. Bunlar: Yaşama Hakkı, Şeref ve Onur Hakkı, Düşünme Hakkı, İnanç ve Din Benimseme Hakkı. Hangi konuda olursa olsun, inanç, ibadet, muamelat veya ahlakla ilgili verilen bütün hükümler, söz konusu beş temel esasla çelişmemek zorundadır. Aksi bir durum söz konusu ise, hükmün anlaşılmasında bir sorun bulunduğu anlaşılır. Bu beş esas bütün hükümler üzerinde kontrol görevi yapar. Sanat ve estetik konusu da bu çerçevede değerlendirilmeli ve özellikle tevhid inancı başta olmak üzere, birey ve toplumun inanç ve ahlak ilkeleriyle çelişen bir durum söz konusu değilse, dinî açıdan herhangi bir sakıncanın olmadığı değerlendirilebilir.”

SANAT YAŞAMA KATILMALI

Sanatın tanımının tam da doğru yapılamadığını çünkü en eski mağara resimlerinin 32 bin yıl önceye dayandığını belirten Doç. Dr. Ayhan Özer, “32 bin yıl önce bunu mağaraya resimleyen insanın bunu ne amaçla yaptığını çok da bilemiyoruz ancak tahmin ediyoruz, öngörüyoruz. Sanatın o günkü yapılış amacıyla bugünkü yapılış amacı aynı değil, yapan kişi de aynı değil. O gün yapan kişi belki de o topluluğun dini lideriydi ki öyle olduğunu düşünüyorum. Bugünse sanatçı toplumda farklı bir rol üstlenen bir kişiye dönüştü. Dolayısıyla sanatın işlevi de değişti” diye konuştu.İlahi inancı artırmak, insanları daha iyi dindarlar yapmak için kilise resimleri yapılırken günümüzde daha çok bir güzelin tanıklığına bizi sevk etmek, haz almamızı sağlamak, sanatsal güzellikle bizi buluşturmak için yapıldığını kaydeden Doç. Dr. Ayhan Özer şunları söyledi: “Dolayısıyla sanat şudur demek binlerce yıllık süreci bir şekilde tanımlamak doğru değil. Sanatla din arasındaki ilişkide bir yargıya varırken tek bir tanım, eylem, tek bir eser üzerinden bir yargıya varmak sanat doğrudur ya da yanlıştır demek de doğru değil. Sanatın içerisinde yanlışların da doğruların da olduğu insan eylemleri olduğunu düşünüyorum. Dini çevrelerin de bunu bu şekilde bilmesi iyi dindarlar olmak için de sanatın yaşama katılması gerektiğini savunuyorum.”

7.03.2019 (Haber Merkezi)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz