5 Mart 2021 Cuma
   GÖZÜME TAKILANLAR İLE AKLIMDA KALANLAR -1

GÖZÜME TAKILANLAR İLE AKLIMDA KALANLAR -1

Şu pandemi döneminde, sokağa çıkma yasaklarının olmadığı -ya da belirli- saatlerde zorunlu ev gereksinmeleri için elzem olan, biten ve de azalan- temel ihtiyaç maddelerini almak ve de özelinden resmisine fatura ve aylık ödemeleri için ne zaman caddeye ve sokağa çıksam yaşamanın anlamsızlığına kapılıyorum…

   Ben, yaşama tutkun bir insanımdır… Amaçlarım vardır; gelecek nesillere taşıyacağın bilgi ve görgülerim vardır; ibretlik türden…

   Ama bu pandemi dönemlerinde sokağa çıkınca kendimi kâh terk edilmiş bir kovboy kasabasında -kimseler yokken bile- yüzlerini maskelemiş haydutlar gibi, kâh düşman işgaline uğramış silahsız çete mensupları gibi hissediyorum…    

   Yolumun ne tarafına baksam, kaldırımlarda ayaklarını sürüyerek yürüyen amacını yitirmiş, umudunu soldurmuş -yaşlısından gencine- insanların yüzlerindeki bitmişlik/tükenmişlik halleri bana da sirayet edecekmiş gibi irkiliyorum…

   Yaşadığım kentte -2020’nin Mart ayının son haftasından sonraki günlerden bu yana- kent insanlarımızın çoktan da çoğunda ne yaşam coşkusu kalmış, ne huzur, ne de gelecek umudu…

   Zorunlu gereksinimler için evden dışarı çıktığımda insanlarımızın azdan çoğuna ne bir tebessümlerini, ne de gülen yüzlerini görebiliyorum…

   O an gördüğüm neredeyse tüm insanlarda olabildiğince yılgınlık… Yarınlarda var olma kaygısı…

   Buna neden bir normal hastalık değil; bir tür zamansız, illetlik ve iğrençlik içeren türden, gözle görülmez bir virüsün yol açtığı pandemili günler… Ki -gözle görülmediği için- neye maruz kaldığımızı dahi -net olarak görüp- bilemiyoruz…

   Çoktan da çok insanımız, tabiri caiz ise -ister istemez- herkes birbirine virüslü ya da bulaştırıcı bir gözle bakıyor…

   Can canandan kaçıyor…

   En yakınlar -can ciğer olanlar- birbirlerinden uzaklaşıyor…

   Şüphe sinsi bir silahtır… Ki, söz konusu görünmeyen bir virüs ise…

   Somut veriler elde edilinceye kadar şüphe cellâda dönüşüyor; en yakınlarından, en çok sevdiklerinden bile sakınıp birbirlerinden kaçıyor insanlar; virüse maruz kalmamak için…

   Ve yıllarca samimi şekilde arkadaşlıklar/dostluklar yapan insanlar, biri birinden kaçar oluyorlar… Birçoğu -bir kelime bile etmesiz- birbirlerine elleriyle selam verip uzaklaşıyorlar…

   9, 10 ay öncesine göre öylesine albenili, dinç ve zinde olan tanıdıklarım dostlarım bile bitmişlik ve tükenmişlik görüntüsü veriyorlar…

   Ve geçmişteki tüm virüslü salgın dönemlerinde olduğu gibi coronavirüs pandemisinde de insanlarımız birbirleriyle küskün oluyorlar; sanki kanlı bıçaklı rakipler gibi…

   Üstelik ülke ekonomisi de -bir dünyanın nazarında- çöktü çökecek gibi…

   Geçimlik iş desen iş yok…

   Doyuran aş desen aş yok…

   Çoğunluğun geliri giderini karşılayamayacak durumda…

   Yarın kaygısı desen, bugünden kapalı… Bir belirsizlik, bir yarınsızlık ki, kırk yamalıklı bir bohça…

   Yarınlarımızın -olumlu ya da olumsuz manada- neye ve nelere gebe olduğunu açıklayan resmi ve dürüst bir ağız bile, gibi…

   Son bir seneden bu yana küçük ve orta esnaf mağdur…

   İşsizlik gün be gün artmada; yoksulluk da…

   İlk ve orta öğretim, evrensel eğitim uzaktan uzağa çapsız ve niteliksiz…

   Devlet desteği hem yetersiz, hem de “bana var, sana yok” ikileminde; “benden olan ballıca elleri kınalıca” düzeyinde…

   Doğal gaza, elektriğe, suya ve aklınıza ne gelirse yapılan zamlar, zam değil sanki gamsızlık…

   Yarınlarımız neye gebe; sosyoekonomik, sosyopolitik, sosyokültürel ve özellikle de sağlıkta -elzem olan- neye ve nelere gebe…

   Bilen yok ama lafazanlık eden, kırk dereden su getiren çoktan da çok…

   İnsanlarımız yorgun, insanlar bıkkın… İnsanlar -yaşamsal manada-birçok şeyden mahrum…

   İnsanlarımızın çoğu -iktidarından muhalefetine, büyüğünden küçüğüne- her şeyi kendilerine yontan siyasi partilerden; “boş sözlere artık karnımız tok” diyerek kaçmakta, uzaklaşmaktalar…

   İnsanlarımız yalnız, insanlarımız sahipsiz, insanlarımız amaçsız, insanlarımız çaresiz, insanlarımız yarınsız… İşçilerimiz de, memurlarımız da, emeklilerimiz kıt kanaat geçinmekte… Sanayicilerimiz de, tarım üreticilerimiz de, büyük ve küçükbaş hayvan üreticilerimiz de “ya sabır” çekmekteler…

   Ne borç veren kaldı, ne de alan…

   Oysa şu pandemi günlerinde yasaklara uymayan, maske takmayan, yasaklı saatleri ihlal edenlerden elde edilen para cezaları, iş ve işçi bulma kurumlarında -uçsuz bucaksız- kuyruklar oluşturan- işsizlere ve yoksullara verilemez mi? Bayram şekeri niyetine…

   İnsanlarımızın yüzü keser sapı gibi, sert ve keskin…

   Selam versen hakaret gibi algılayan/yorumlayan bile oluyor…

   İnsanlarımız ayaklarını sürüye, sürüye yürürken bile yüzleri an be an tahammülsüzleşiyor ve hiç bir şey de, birçok şey de, artık pek bir şeyler ifade etmiyor insanımıza; çoğu jestsiz mimiksiz bir maske takmış yüzlere sahip gibiler…

   Not: Devamı Çarşamba gününe saygıdeğer okurlarım…

7.01.2021 (Kemal CENGİZ)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

AĞA DA, BEY DE, PAŞA DA BENİM…

OKUMA ÖZÜRLÜYÜZ…

NE KALDI Kİ, KİME NE VERELİM!

SORARLAR HESABINI…

YARI ŞAKA, YARI CİDDİ… BİR ÜLKEDE İPİN UCU KAÇARSA NE OLUR-3

BİR ÜLKEDE İPİN UCU KAÇARSA NE OLUR? -2

OLUROLUR DAHA NE OLURSUN?

BİRLİK DİRLİKTEN GELİR…

NE SOY SOP NE DE HUY DEĞİŞMEZ?