5 Mart 2021 Cuma
BİR DÜNYA BİRLİK OLUP BİZİ ÇÖKERTECEKLERMİŞ…

BİR DÜNYA BİRLİK OLUP BİZİ ÇÖKERTECEKLERMİŞ…

              -BİR ÜTOPYA ÖRNEKLEMESİ-

               Siz onu benim külahıma anlatınız!

               Allah’ın keremine şükür ki, son yirmi yıldan bu yana bir dünyada her türden ve çeşitten konularda başa oynayıp “baş aktör” oluyoruz…

               80 milyon küsurluk nüfusumuzun içinde bir tek bir cahil görmeniz mümkün değildir… 7’den 77’ye hepimiz Allame-i Cihan’ız Allah’ın Keremine şükür…

               Eğitim düzeyimiz yüzde yüzlerde…

               Eğitimde olsun… Kültürde olsun… Sporda olsun… Fizikte, kimyada, uzay matematiğinde ve göksel geometri de olsun… Telekomünikasyon da olsun, bilgi bilişimde olsun, ulaşımda/haberleşmede olsun… Uzay teknolojisinde, uzay çağı evrelerinde olsun… Mikro biyoloji de olsun… Normalinden anormaline kadar uzay teknolojisine özgü yarışta olsun…

               Bu saydıklarımın tümünün ülkemiz insanına özgü olduğunu bir dünya kabul etmeyip de ne yapacaklar? Tabii ki aşırı derecede kıskançlık gösterecekler…

               Dört başı mamur bir donanımla muteber bir insanüstü insan topluluğuyuz; Türkiye Cumhuriyeti bireyleri olarak… Bizim seviyemize ulaşmış bir başka ırk bulamazsınız…             Biraz ABD, biraz RUSYA, biraz ÇİN, Biraz da ALMANYA bizimle rekabet emek için -düğeme gibi dört dönseler de- evrensel yarışın tozunda boğulmamak için rekabet bayraklarını hemen indiriyorlar…

               Ne -bir tek bir- cahilimiz var mostralık olarak sakladığımız: ne de bir yoksulumuz…

               Ne bir işsizimiz var, ne bir iş arayanımız…

               Mevcut iş sahalarımızın hiçbirini beğenmeyenlerin birçoğu da yeni bir meslek icat edip yeni iş yerleri açıyorlar; üstüne üstlük…

               2020 yılının Kasım ayından bu yana 600 bin yurttaşımız, teklif edilen üst düzey maaşları sadaka türünde görüp ve de kızarak -şipşak- yeni bir teknik ile Anadolu Uzay İstasyonunu kurup, ekiplerini oluşturup “biz artık Ay’ımızı atlama tahtası edip yeni galaksiler bulmaya gideceğiz” deyip gidiyorlar…

               Duyarlı ve hizmette sınır tanımayan devletimiz hemen -anında-uzaya giden bu 600 bin yurttaşımızın açığını kapatmak için, tüm kıta devletlerine kâh çarşaf çarşaf, kâh futbol sahası büyüklüğünde afişler astırıp, kâh uydu yayınları ile aylık ücretleri 10 bin dolar olan işsizlere iş olanağı duyurusu yapıyor…

               İktidar ile muhalefet sarmaş dolaş… Ne İktidar muhalefete toz konduruyor, ne de muhalefet, muhalefetin ne olduğunu biliyor…  Vatandaş geneli ise seçiyor ama seçilemiyor…

               Son elli yıldır “Vatan, Millet, Sakarya” nutukları atılmıyor… Milletin tümünün gözü gönlü tok…

               Millet meclissiz olmasın diye Milletvekilleri seçiliyor ama çoktan da çoğu, ne için parmak kaldırdığını da bilmiyor, bilmek de istemiyor… Zaten halkın çoğunluğu da “ne ederlerse etsinler, ben işime ve aşıma bakarım ve de gelene ağam, gidene paşam derim!”

               Maliye müfettişleri ve kamuflajlı vergi dairesi memurları “Cingöz Recai” gibi hafiyeliğe soyunuyorlar ama küçüğünden büyüğüne ne kadar tesis ve işletme varsa, esnaf ve sanayicilerimizin dürüstlüğünden ötürü -son 20 yıldan bu yana onlara- ne ceza kesebiliyorlar ne de küçük bir usulsüzlük bulamıyorlar…      Ne rüşvet veren var, ne alan… Ne yolsuzluk yapan var, ne de haksızlığa göz yuman…

               Ki, makbuller üstü bir millet olarak ne kadar dürüst ve “Doğrucu Davut” olduğumuzu belgeliyorlar…

               Suriye’den sığınmacı olarak gelip küçük esnaflıktan sanayiciliğe, sanayicilikten de holdingliğe geçenler de bizim dürüst mükellefleri görüp, dürüstlük sergileyip kazançlarının yüzde ellisini götürüp -ay be ay- vergi dairelerine yatırıyorlar…

               Havadaki, karadaki ve denizdeki özgürlük güvencemiz olan Türkiye Silahlı Kuvvetler, varlıkları ile bize gözdağı verenlerin gözlerini oyarlar… Ara sıra -siyasi iktidarın gidişatını beğenmezlerse- canları çekip darbe yapsalar da yine iktidarı siyasi partilere bırakırlar…

               Emniyet teşkilatımız aylar, yıllar var ki bir tek bir hırsız bulamıyorlar; ne hırsız var, ne yankesici, ya kapkaççı var… Yolsuzluk yapanı, dolandırıcılık yapanı, öksüzün yoksulun malına göz diken bir tek bir Allahın kulu yankesiciye rastlamıyorlar; çünkü yok!

               Sefaletten sefilleşen bir tek bir yurttaşımızı görmemiz mümkün değil; yediden yetmiş yediye herkesin karnı tok, sırtı pek…

               Çünkü her on kişiden altısı mültimilyoner…

               Her evde hane sayısının iki üç katı kadar özel otomobil var; kimi yazlık, kimi kışlık, kimi de uluslar arası ralliler için…

               Gariban Avrupa’nın tüm ülkelerine gıda yardımı yapmamış olsak inanın -yaşından kurusuna- tüm gıda mamullerimiz depolarımızda çürüyüp gidecek…

               Düşününüz, bizim TL’mizin kuruşu sayesinde bile tüm insanlık zenginlik içinde yaşayıp sefa sürüyor; o kıta senin, bu ada benim, şu sahiler onun…

               Coronavirüs ile azılısı Covid-19 bizleri birazcık örselese de tıp uzmanlarımız sayesinde virüsün aşısını yapıp bir dünyayı sağlığına kavuşturdular…

               Coronavirüs birçoğu; “yahu bu Türkler ne kadar temiz, ne kadar titiz, ne kadar duyarlı, yasalara ve tedbirlere ne kadar uygun yaşıyorlar” deyip, bizi taklide başlıyorlar ve T.C. vatandaşı olmak istiyorlar… Sağlık Bakanımız “Maske, Mesafe ve Temizlik şart” deyince 7’den 77’ye herkes tedbir zırhına bürünüyor…

               Küçüğünden büyüğüne tüm hastanelerimiz uzay araçlarından daha donanımlı… Sağlık ocaklarımızın yapısal ve konumsal güvencesi bile Mısır piramitleri gibi, ihtişamlı ve “oh be! Can üstüne can kattılar” diyor hastalarımız…” Çaba ve hizmet bazında birçok uzman doktorumuz ölüleri diriltip, sportmen yapıp olimpiyatlarda şampiyonlar yaratıyorlar… Doktorlarımız ve hemşirelerimiz can simitlerimiz olarak kutsallarımızdan sayılıyorlar…

               Küçük esnaflar bile, şu virüslü günlerde, parayı, malı mülkü ve canımı sokakta mı bulmuşum… Körüme mi koyacağım… Can maldan tatlımıdır ki, canımı riske atayım, virüsü sevindireyim, deyip keyif üstüne keyif çatıyor…

               Yerli ve yabancı tüm bankalarımız faizsiz kredi verebilmek için gün 24 saat küçüklü büyüklü esnafları ve işletmeleri dolanıyorlar…

               Devlet, bir yıl sokağa çıkılmayacak dese, duyarlı insanlarımız iki yıl sokağa çıkmazlar… Nasıl olsa devlet, günlük üç öğün gıdalarını kapıya kor… Evin huzurunu hiçbir şeye değişmezler… Corona virüsü kılık üstüne kılık değiştirse de bizi ne kandırabilir ne de önlemlerimiz delebilir…

               Bu kadar ciddi tedbiri, sınırsız malı mülkü ve de ekonomik kalkınmışlığı gören sınırlarımız dışımızda ki dünyalılar anında biz zaten Türk soyluyuz diyorlar…

               Yurt dışından -Amerika’dan, Avrupa’dan, Afrika’dan, küçüklü büyüklü tüm adalardan gelen turistler, issizler ve mülteciler tüm il ve ilçelerimizdeki meydanlarda -sıra sıra dizilen- askıda ekmek, askıda şiş kebabı, askı da baklava tepsileri ve ekstradan da askıda virüs aşısı ile askıda para sunuyoruz, bir dünyanın yoklarına, yoksullarına…

               Anlayacağınız iş çok, çalışacak işçi yok… Tüm dünya devletlerinden işçi göçü alıyoruz ama yine de tesislerimiz çoğu atıl duruyor…

               30 seneden bu yana Enflasyon yok… İşsizlik yok… Kredi borçlusu hiç yok… Üstelik işçilerin günlük mesai saatleri ortalama 2 ila 2,5 saat…                

               Asgari ücret ile çalışanlarımız her ay yeni televizyon, yeni bir buzdolabı, yeni bir fırınlı ocak, yeni bir oturma grubu ve benzerlerini alırken üç ayda bir tasarrufla bir özel sıfır otomobil; altı aylık maaşlarıyla da 5 + 4 türünden daire alabiliyorlar…

               Benim ülkem Türkiye de süt sudan, koyun eti ekmekten on kat daha ucuz… Sebze meyve deseniz sebillullah… Pazara giden bir kadın 10 Türk lirası ile üç beş küfe sebze meyve alabiliyor…

               Okuryazar oranlarımızın tümü de iki üç fakülte mezunu… İlk, orta ve liselerimizde 3 öğrenciye 1 öğretmen düşüyor… Üniversite sınavlarında 100’de 100’ü tutturanların oranı yüzde 99…

               Petrol zengini Araplar, milyar dolarlar verip, T.C. kimliği satın alıp itibar sahibi oluyorlar…

               Üst düzey devlet adamlarımızın tümü de -baba tavrında-yemeyip yediriyorlar, giymeyip giydiriyorlar; önce vatan sonra necip milletimiz deyip tüm halkımızı esirgemek ve korumak için canlarını siper ediyorlar; onlar asla yolsuzluk, usulsüzlük yapmazlar, diye…

               Dış güçler -bu hayali yazımı okuduktan sonra- gelsinler de bizi çökertsin, bizde görelim…

15.12.2020 (Kemal CENGİZ)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

AĞA DA, BEY DE, PAŞA DA BENİM…

OKUMA ÖZÜRLÜYÜZ…

NE KALDI Kİ, KİME NE VERELİM!

SORARLAR HESABINI…

YARI ŞAKA, YARI CİDDİ… BİR ÜLKEDE İPİN UCU KAÇARSA NE OLUR-3

BİR ÜLKEDE İPİN UCU KAÇARSA NE OLUR? -2

OLUROLUR DAHA NE OLURSUN?

BİRLİK DİRLİKTEN GELİR…

NE SOY SOP NE DE HUY DEĞİŞMEZ?