19 Nisan 2021 Pazartesi
NE SOY SOP NE DE HUY DEĞİŞMEZ?

NE SOY SOP NE DE HUY DEĞİŞMEZ?

       “İnsanoğlu çulluk misali gibi” derdi babam; “her bir şeyi yutar, olur yamyam” ve bir de, “ne uçan kurtulur elinden ne de kaçan” derdi.

            Bana göre -dünden bugüne- insan, muammalar silsilesidir…

            Yani, insan tutarlı kişiliğiyle, iş becerisiyle, doğruluğu ve dürüstlüğüyle, yardımlaşma ve dayanışma mefhumuyla, iyi güzel yararlı icraatları ile övgüye ve takdire şayan bir kişilik olarak; ya da bu tür meziyetlerin tam bir zıttı olarak anılır ve tariflenir…

            Yani insan çokça da -istisnasız olarak- soyu, sopu ile tariflendirilir; babasından anasına, dedesinden ninesine ve daha da daha büyük dedesine ninesine bu soy kütüğü uzar da uzar… O soy mensuplarının övgüye ya da yergiye dayalı geçmişlerinde yapmış oldukları iyilikleri ve de kötülükleri yeni nesillerine taşırlar; kişilik mirası olarak…  Ataların çocuklarına ve torunlarına bırakacakları maddi ve tapusal maddelerin haricinde örnek bir kişilik ile genç kuşak soylarını itibar payesi ile de şereflenirler… Bazılarıysa -ata mevzusu, soy sop konusu açıldığında- atalarının geçmişteki olumsuzlukları ile boğulacakmış gibi olurlar, bazılarıysa alınları açık olarak gururlanırlar…

            Tabii ki torunların ve de torunların torunları olan ataların fizyobiyolojik benzerlik yapı taşları da, jest ve mimikleri de, huy/hus konusunda da kendi ailesel özelliklerini asırlar geçmiş olsa da bariz bir şekilde gösterir…

            İster kız çocuğu, ister erkek çocuğu, ana ya da baba başından olsun -illa ki illa- varoluşun değişmez bir kural olarak birinden birine bu huyunu ve de fizyobiyolojik özelliklerini almıştır… Ki buna dayı ile teyze de, amca ile hala da dâhildir… Ve bundandır ki, ibretlik atasözlerimizden olan, “.oktur çeker, oktur kokar!” sözü anlamlı bir teşhistir…

            Günlük konuşmalar içinde isteseniz de istemeseniz de, birileri birine; “tıpkı dayısı ya da halası”, “huyu batasıca” ya da ”amcası kılıklı” da diyebilir.

            Huy, genetik manada vazgeçilemez bir alışkanlıktır…  Huy, bir âdeti ve de alışkanlığı belirtir… Bir iş yapılırken, bir sohbet oturumunda bulunulurken illa ki illa: “Sende teyzen gibi çok burunlusun, bir çütlük yeri beğenmiyorsun” ya da “annenin kopyası gibisin, tıpkı onun gibi konuşuyor, onun jest ve mimiklerini taklit ediyorsun” da denilir… “Sen konuşunca ninen rahmetli aklıma geliyor, tıpkı onun gibi çetrefilli kelimeleri uzattıkça uzatıyorsun” diyen de oluyor… “Ağzı burnu, jestleri mimikleri aynen ninesi ya da bir şeylere bakarken de kaşı gözü tıpkı dedesi” yakıştırmaları akıllara gelir…

            Bu tür huy/soy/boy ile tavır ve davranış biçimleri genel insan özellikleri içine girer; tıpkısının aynısı olarak…

            Ve meşhur atasözlerimizden olan: “Yedisinde ne isen yetmiş yedisinde de; sen hep “O’sundur” huy hus ve fizyobiyolojik gensel yapı hususunda…

 ***

            Geri kalmış, az gelişmiş; demokrasiden, sosyal hukuk devletinden, laik cumhuriyet rejiminden bihaber olan 3. Dünya düzenine mensup, bize göre gerinin de gerisindeki ülke ve çadır devletçiklerinin mensupları sanırsınız ki tümü tek bir iş tezgâhından çıkmış gibidirler… Çoktan da çoğu petrol zengini olsalar da çağdaşlıkla alakalarını arasanız bulamazsınız…

            Geri kalmış ülkelerde göstermelik manada -sözde- basın özgürlüğü ile ifade özgürlüğü vardır… Koftiden kurulan, göstermelik (mostralık) bir de siyasi parti; bir de çadırı andıran meclislerinde; top gibi atıp tutup oynadıkları bir muhalif grup vardır…

            Huy hus konusunda ise pek bir ayrıksılık göstermezler…  Fizyobiyolojik manada tümü birbirinin kopyası gibidirler… Yakın atalarına dair ne huylarında ne de soylarında farklı jest ve mimikler arasanız bulamazsınız…  Ama öyle ayrıksı tipler vardır ki, huylarını huslarını asla çözemezsiniz… Doğal renklerine bir türlü karar veremediğiniz; tüyü/saçı uçuşmaz, gözü kaymaz, dili sürçmez kişilikler vardır ki; taştan yapılmış büstler gibi dururlar… Bir saat değil, on saat konuşsalar dahi yüzlerinde değişik türden bir iki jest mimik ararsanız bulamazsınız, göremezsiniz… Yapma robotlar bile -sohbet konusunda- bunların yanında can ciğer kalır… Çoktan da çok zenginlerini ise ağzını açtıktan sonra saatlerce susturamazsınız; şayet o yorulup ağzını kapatana kadar; dinletir de dinletirler…

            Canlı mı diye kaşına gözüne bakarsınız, cansız gibi donukturlar… Gerek bir dosyaya bakıp, gerek bir kâğıt parçasına bakıp “makaraya sarılmış kaset gibi” sözlerini sıraladıktan sonra çeker gider…

            Hele de hele, değiştirilen bir kanun maddesi değişikliği için partisi adına konuşma yapmış bir bakan ise, seyirci locasında oturan bir sade vatandaş iseniz, allame-i cihan olsanız partilerin grup konuşmacılarının konu ile ilgili sözlerinin bir maddesi ve ya bir kıtası bile aklınızda kalmaz…

            Ben, Tv’de izlediğim bir meclis oturumunda iktidar mensubu bir sözcünün konuşması içinde, hem Türkçe, hem Arapça, hem Farça, hem Latince hem İngilizce, hem de İbranice kelimeleri üç cümle içinde ve bir arada kullanmasını ağzım açık dinledim ama -cahilliğimden olsa gerek- ne demek istediğini anlayamadım…

            Bırakınız -birçoklarının- atasından kalma jest ve mimiklerini, konuşurken ve de vaatlerde bulunurlarken yüzlerindeki jestlerin ve mimiklerin bir milim bile değişmediğine ve de yanak renklerinde bir morarmanın olmadığına da akıl sır erdiremedim…

            Çünkü bunlar 3. Dünya ülkesi politikacılarıdır… Kraldan, Emirden ya da sembolik başkanlardan icazetli parti sözcüleridirler… Kelime, rakam ve cümleleri “Amentü duası eşliğinde” ballandırarak, allayıp morlayıp nakaralandırırlar…

            Yoksullarının en bariz huyları ise tembellik ile bahşiştir…

            Atalarından aldıkları fizyobiyolojik genlerin üstüne yüzlercesini koyup, hissiyat ve de gensel huy huslarını aşıp neredeyse kendilerini robotlaştırırlar…

            Yalanı gerçek gibi söylerler ama yüzleri “asla” kızarmaz…

            Geçiniz politikacının jestini mimiğini, giyimini kuşamını, konuşmasını ağızları açık olarak dinleyen “himmet dilencisi” türünden, oldukça kalabalık bir grubun içinde; konuşmacının hangi konuda ve ne hususta konuştuğunu dahi bilmeyen ve anlamayan şakşakçılar vardır ki, tribün amigolarına taş çıkaracak türden slogan üstüne slogan patlatırlar…

            İster “HUY” konusunda, ister tavır ve davranış hususunda, ister jest ve mimiklerle kızgınlığını ya da tepkisini anında göstermeyen ve de rengini belli etmeyen -ne söylenirse söylensin türünden, öfkesini anında dışa vurmayan usta politikacıların eline kimse su dökemez; 3. Dünya ülkelerinde ve de dünyanın hangi parlamentosunda ve meclisinde olursa olsunlar…

            Bu kalabalık grubun işleri güçleri övgüler dizmek, el etek öpmek, yağ çekmek, ballandıra da ballandıra sloganlar atmak ve elleri çatlayıncaya ya da gırtlakları yırtılıncaya kadar bağırmak ve alkışlamak için -azdan çoğa- biraz maddiyat ve maneviyat kazanmak…

            Hele de hele… Demokrasi kültüründen ders almamış, sosyal hukuk düzenini özümleyememiş 3. Dünya ülke parlamentosunda esip gürleyen iktidar mensubu ile ona muhalefet eden karşıtları; içlerinden “El hayâ vel iman” diyorlar mıdır, bilemem…

            Ama parlamentodaki muhalefet azınlığına inat, “tasarı ve önergelerini kaale almasız ve de olmaz öyle şey!” diyerek ve de bildiğini/bilmediğini nutuk atıyormuş gibi söyler… Yanisi muhalefete kibarca posta koyarken bile Jestsiz, mimiksiz beden dillerini ve de genetiksel olan fizyobiyolojik huylarını huslarını dışa vurmayan gizleme ustalarıdırlar; 3. Dünya ülkelerinin seçilmişleri ve de atanmışları…

            Özcesi sade vatandaşlar gibi huy ve hus konusunda renklerini belli etmeyen usta sır gizlemecilerdir… Burunları, ağızları dilleri, gözleri, tenleri, boyları postları dedelerine ninelerine çekmiş olsalar da huyları ve husları değişmiş kişiliklerdir; kendilerine özgü jest ve mimikler üreten…

4.02.2021 (Kemal CENGİZ)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

ORUÇLUYUM, ORUÇSUZ OLSAM DA…

İFTARLIK NİYETİNE…

İNSAN YETER DEMEYİ BİLMEZ…

ANKETLİK SORULAR: HALİMİZE AHVALİMİZE ÖZGÜ…

BEN DUYARLI BİR VATANDAŞIMDIR…

SİZİ BİLMEM! AMA… BİZİM KUŞAK DOLUDOLU YAŞADI…

İNSAN İNSANLIKTAN ÇIKINCA…

HERŞEYİN BİR ZITTI VARDIR…

DUYARLI İNSAN OLMAK!