18 Nisan 2021 Pazar
OKUMA ÖZÜRLÜYÜZ…

OKUMA ÖZÜRLÜYÜZ…

Maalesef ki okuma özürlü bir toplumuz…

Evet. Dünyanın tüm geri kalmış toplumları bizim gibi bazıları da bazı dönemler kalkınmakta olan ülkeler diye adlandırılsalar da ne yazıktır ki, genel manada 3. Dünya ülkeleri gibi biz de merakını, ilgisini yitirmiş, okuma özürlü bir toplumuz…

Dolayısıyla da düşünme özürlüsü oluyoruz.

Bunu okur/yazarlıkla ilişkilendirmek istemiyorum. O ayrı bir konu… Beni şu an, okur-yazar ve hatta yüksek okul mezunu olup da ister bir iş bulmuş, ister boşta gezen olsun… Ama -iyi kötü- bir kariyer elde etmişlerin çoğunlukta olduğu meraklanma duygusundan yoksun olan ve de okuma özürlüsü hastalığına yakalanmışlarımız ilgilendiriyor, bu yazımızı…

Düşününüz!

Türkiye’de üniversite bitirenlerin sayısı 14 kat artmasına rağmen, kitap okuyanların sayısı 1965’teki oranın 10’da 1’ine geriliyorsa…

 Japonya’da yılda kişi başına 25 kitap düşerken, Türkiye’de yılda 5 kişiye bir kitap düşüyor. (Kaynak: Mesut Tim)

 Üniversiteliler ve biraz da Liseliler ile Meslek liseliler…

Bunlar toplumumuzun aydın denen kesimidir. Yani bunlar bana göre, kulak arayan ağızlardır…

Filozof Friedrich W. NİETZSCHE’nin: “Cahil olmasa âlim kime hitap edecek” dediği türden. Yani, “kulak olmasa ağız ne işe yarar ki, geviş getirmenin haricinde “ de diyebiliriz…

Ve ben eminim ki 83 milyonluk -küsurlu-  nüfusumuzun en az yüzde 10’u bu sıfata layıktır; yüzde 20’si de bunları aratmayacak türden… Ve en az yüzde 50’si zehir-zemberek bir okur-yazar kitlesidir, hiç şüphesiz… Topladığınızda bu oran yüzde 80’i bulur, ama bu oranın içinde bir başka bilgilenme aracı da günlük gazete, dergi; sosyal içerikli inceleme-araştırma, tarih, doğa bilimi vs gibi kitapların yanı sıra öykü, şiir, roman okuma alışkanlığına da orantılarsanız -sanırım- yüzde 5’leri zor aşarız. Konferanslara, panellere, dinletilere ve sergilere gitmeyi -gayrı kabil türünden saydığımdan ötürü- es geçiyorum…

Başta Japonya olmak üzere, Dünya geneline orantıladığımda ise mukayeseyi ilkellik ve içler acısı durumda olduğumuzdan yazmaya utanıyorum!

Bana göre toplumsal sorunlarımızın baş kaynağı okuma özürlüsü olmamızdır...

Konunun burasında ister istemez okulda alınan eğitimin düzeyi, ekonomik konum ve yaşam düzeyi ile matbuat fiyatları ve de mekân ile zaman imkânları da devreye girer...

Bilinçsiz televizyon izleyicisi olmamız da cabası!

Geçiyorum, çünkü bu da başlı başına bir konu ve de toplumsal cehaletin nedenlerine dair en başta gelen sorunlarımızdan biri…

Ama ben, okuma, bilme-öğrenme isteğinin her türlü engeli aşabileceğine inananlardanım. Yeter ki insan, merak duygusunu yitirmesin! Tabii ki merak duygusu deyince sakın ola ki aklınıza Meraklı Melâhat gibi kişisel ve kişiye özel ilgi alanlarını kastetmiyorum. Bizim okuma özürlülüğümüzle ilgili olan toplumsal bir meraktır…

“Merak” denilen şey, görmek ve öğrenmek arzusu ve isteğidir… Bir şeyle ilgilenmek, uğraşmak ve bir şeylere sahip olmak arzusudur… Bir şeye karşı istek ve arzu duymak; heveslenmek, o şeyin içeriğine ve özüne inme eğilimi taşımak; aslını-esasını öğrenmek, bilmek ve ne olduğuna dair kesin yargıya varmaktır…

Yani, kaygılanmak, endişe etmek, ilgilendiğin konusal alanı mantık süzgecinden geçirip anlamlı kılmak…

Bilmek, öğrenmek konusunda titizlik göstermek… Kendini ve içinde yaşadığın toplumu ilgilendiren konularda ‘yararlılık açısından’ bilgi sahibi olmak için araştırıp incelemek, gezip görmek, gözlemlemektir; merak etmek ve okumak… Hani, “gezen mi çok bilir, okuyan mı?” sorusunda olduğu gibi… “Her ikisi de” deyip, bedensel ve beyinsel manada kolları çemlemeli “ben kendime ve çevreme yararlı olmayı amaçladım” demeli çağdaş insan…

Oysa -istisnasız- hepimiz duymuşuzdur ve biliriz: Kutsal kitabımız Kuran-ı Kerim’in ilk ayetinin OKU olduğunu:

Yaratan Rabbinin Adıyla oku! Alak Suresi-1…

Hz. Ali’nin:

“Bana bir kelime öğretenin kölesi olurum” dediğini…

Hz. MUHAMMET’in:

“İlim, Çin’de de olsa gidiniz, alınız, öğreniniz” dediğini ve de ulu önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK’ün:

“Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” ve de “En büyük düşmanımız cehalettir” dediğini bilir ve hatırlarsınız... Ama uygulayan ve tatbik eden mi? Ara ki bulasınız!

Okumazsan ne mi olur?

Şöyle ki, dinsel bir inancın, bir ideolojinin veya herhangi bir İZM’in inanırı, temsilcisi, militanı, sempati duyanı, mensubu, taraftarı olabilirsin! Bundan doğal ve insanı bir şey olamaz... Ama inandığın ve ilgilendiğin bir konuda, aslını-esasını merak edip okumazsan, araştırıp incelemezsen, yerinde gezip görmezsen; “iyi mi, kötü mü; yararlı mı, zararlı mı?” konusunda ki olasılıkları idrak edemezsen, düşünmezsen; o konuda akıl-fikir-mantık yürütmezsen -asla ve asla- bilinçli bir inanç sahibi olamazsın… Olsan olsan üstünkörülükten ve uymaca akıllılıktan kurtulamamış kör bir inanç sahibi olursun… Kuru fikirlerle beslenmekten yozlaşır, yobazlaşırsın… Ruhen ve de bedenen teslimiyetçi olursun!

Bilinç düzeyinin göstergesiyse ‘falan filan dedi ki!’lerle örülmüş kocakarı masalları ile safsatalardır…  Ki, pratikte yansımasıysa niteliksizlik, çapsızlık, cehalet ve ahmakça tavırlardır. Ve de sonunda tutucu ve bağnaz olursun… Beyinsel ufkun o kadar körelmiştir ki dışında gelişen olaylara mana yükleyemezsin… Değişime ve gelişime ayak uyduramazsın… Sömürülmeye ve yönlendirilmeye müstehak ve müsait olursun; tıpkı koyun sürüleri gibi… Etini de, sütünü de, yününü de senin cahilliğinden yararlanmak isteyen açıkgözlere ve sömürgecilere kaptırırsın… El neden atlı, sen neden yaya olduğunu da bir türlü anlayamaz ve bir cevap bulamazsın…

Neden?

Çünkü insan merak eder, ama sen (benim ülke halkımın çoğunluktaki kitlesi) merak etmezsin… Normal bir insan, bilgilenmek, görgülenmek için araştırır, okur; ama sen okumazsın…

İnsan düşünür, ama sen dününü de, bugününü de, yarınını da düşünmezsin; günlük çıkarlarından başka hiçbirşey seni ilgilendirmez; ne ülkenin geleceği, ne doğa tahrifatı, ne yağma-talan, ne yolsuzluklar, ne düzensizlikler, ne de seçtiğin yöneticilerin nitelikleri ve de uygulamaları…  

Kendi kişisel çıkarlarını dahi sahiplenmezsin…

Ülkende neler olup bitiyor! Kimler niçin ve neden birtakım olumsuzlukları sana dayatıyorlar… Kazanılmış hak ve özgürlüklerin kimlerin çıkarları uğruna gasp ediliyor ve elinden alınıyor…

Ülkenin en acil sorunu çağdaş eğitim midir, sanayileşme midir, nüfus patlaması mıdır, işsizlik midir, demokrasinin pratiğe yansıması mıdır, laikliğin ve üniter devlet yapısının masaya yatırılması mıdır, yargının siyasallaşması mıdır, yeni bir anayasa mıdır, tesettür müdür, terör müdür? Gibi bu tür konular seni hiç ilgilendirmez!

Çünkü sen, katılımcı değil, kabul edicisindir…

Çünkü sen okumuyorsun, merak etmiyorsun, düşünmüyorsun; salt inandığın güvendiğin birilerine ve onların kararlarına ve sana biçtikleri role uyup, itaat ediyorsun…

Çünkü senin en çok kullandığın cümle “aman sende…” ile “beni ne alakadar eder ki!” cümleleridir.

Sonrasında ’Vay benim dertli başım’ dersin, ama iş işten geçmiş olur! Ve de sonunda virgülünü noktasını nereye koyacağını bilemezsin; “Oku da adam ol baban gibi eşek olma” özdeyişinin.

2.03.2021 (Kemal CENGİZ)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

ORUÇLUYUM, ORUÇSUZ OLSAM DA…

İFTARLIK NİYETİNE…

İNSAN YETER DEMEYİ BİLMEZ…

ANKETLİK SORULAR: HALİMİZE AHVALİMİZE ÖZGÜ…

BEN DUYARLI BİR VATANDAŞIMDIR…

SİZİ BİLMEM! AMA… BİZİM KUŞAK DOLUDOLU YAŞADI…

İNSAN İNSANLIKTAN ÇIKINCA…

HERŞEYİN BİR ZITTI VARDIR…

DUYARLI İNSAN OLMAK!