15 Haziran 2021 Salı
ONLARI OKUTUP ADAM EDECEĞİM…

ONLARI OKUTUP ADAM EDECEĞİM…

-Gerçek ve ibretlik bir öykü- 

Dünyanın en zengin, en gelişmiş, en sosyalleşmiş, kültürel aktivitesi ülke sathının her karışına yayılmış olsa da aç ve açıkta olan yoksul insanların varlıklarını kimse inkâr edemez… Hele de hele, geri kalmış ve kalkınma eğilimini bir türlü yakalayamamış olan ülkelerde bu sayısal oran çoktan da çoktur…

Bizim ülkemizde geceleri gündüz gibi olan İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük şehirlerin bir kaç caddeleri ve o caddedeki işyerleri ile turistik sahil ilçeleri 24 saat açık olur; değişik gıda türleri ve turistik eşya satan esnaflar ile eğlence mekânları hizmetlerini sürdürürler… Ve bu şehirlerimizdeki caddelerin sokak aralarında ve çöp alanlarında birçok evsiz barksız vardır insanlar vardır; kimisi azılı, kimisi zararsızdır; kimi ipli kimi ipsizdir, kimi serseri kimi serkeştir…

Zararlı olanlar örgütlüdürler ve bunlar bir nevi sokak mafyası sayılırlar, merdiven altı ekonomisi gibi sektörel olmuşlardır… Birçok iş yerlerinden haraç alırlar… Daha gaddarları ise dilencilik ve vur kaç yaptırmak için 10 yaş altı ve civarındaki çocukları kaçırır, ya bir ellerini, ya bir ayaklarını, ya bir kollarını, ya da bir bacaklarını kırarlar, ellerini çolak ederler; duygu sömürüsü görüntüsü oluşturmak için… Ve bu çocuklara -müptela olmaları için- sigara, esrar, eroin, balin gibi uyuşturucular verirler…

Uyuşturucuya müptela olmak, uyuşturucu baronlarına köle olmaktır…

Sözde Mafya baronları çekirdekten yetme bu gençlere ve çocuklara cepçilik, hırsızlık, yankesicilik, kapkaç, üçkâğıtçılık yapmayı öğretirler…  

Gündüzleri avuç açar ya da bir alanda bir mendil açıp dilencilik yaptırırlar… Geceleri ise her türlü pisliği bulaşırlar; kâh kendilerini acındırırlar, kâh birilerinin elindeki çantayı ya da poşeti kapıp kaçarlar… Ve çok kez ve gelenden geçenden -Allah rızası için- para dilenirler…

Şehre yeni gelen garibanlara ve turistlere musallat olurlar… Onların gözleri önünde ve onlara çok yakın olarak numaradan hırlaşmaya, itişmeye, dalaşmaya başlar ve dövüş senaryosu uygularlar… Çok kez yanlarından yakınlarından geçenlere tebelleş olur ve ellerindekileri şeyleri çalıp kaçarlar; çok değerli bir ganimet ise anında baronlarına götürürler… Kimi kendini koftiden yakalatır; karakolun ya da nezarethanenin sıcak ortamda yatmak için… Kimi de mağdur ayaklarına yatar; “bunlar beni kullanıyorlar” senaryosu üretirler…

Bir iki gün sonra yargıç karşısına çıkıp cezası 1 ila 3 ay hapis cezası olunca, bey de ağa da, paşa da onlar olur… Sıcak ahır, sallama yem… Tahliyeden sonra devlete olan borçları hesaplarına yazılır; ödeme talimatı ile… Ama Onlar, Hapishanede ne gibi ayak işleri yapılacaksa, ata koşulmuş araba gibi koşuşturur; çalış babam çalışırlar… Çoğu ister ki mahpushaneden hiç çıkmasın… Ama günü dolunca, cezası bitince atarlar dışarı. Yine ne elde vardır ne avuçta! Ne bir mesleği vardır, ne de iş becerisi; yine ayakçılık, yine kapkaç, yine hırsızlık, yine dolandırıcılık yaparlar…

Dilencilik, kapitalist ülkelerde başlı başına bir sektördür… Küçüklü büyüklü mafyacılıkta öyle… Bir kolu, ya bir bacağı kırık olan kimsesiz çocuklar ve gençler bir anda dilencilik mafyası tarafından kadrolu olmuşlardır bile…

İşsiz güçsüz mahkûmların kimi dilenciliği dener ama birçoğu da onurlarına yediremez ve sokak aralarında insanlıktan çıkmış bir şekilde ölürler…

xxx

Bunları niye mi anlattım?

Virüslü, Pikli, varyantlı; zirve üstüne zirve, tavan üstüne tavan, rekor üstüne rekor kırıyoruz pandemi ortamında… Ekonomi kırık düzen… Sosyal aktiviteler sıfır düzeyinde ve yalnızca resmiyete özgü… Standartlık devre dışı… Ölçü kaçmış… Yasalar keyfileşmiş ve medeni ve çağdaş hukuktan uzaklaşılmakta… Kurallar kaideler taca atılmış… Gelir gideri karşılayamaz olmuş…

Gün günden zor, gün günden yaman…

Asgari ücret sadaka düzeyinde…

Birçok küçük esnaf ve küçük ve orta işletmeler yasak kapsamında…

Çalışan kesimin sayısı yüzde 50 ve bu sayı gün be gün düşmekte, çünkü işler kesat; işyerlerinin çoğu kiralık; ne kiralarını ödeyebiliyorlar ne de çalışanlarının sigortalarını ödeyebiliyorlar…

“Orta halli” dediğimiz orta tabaka “sizler ömür” gibi!

Ama siz yine de çocuklarınızın geleceğini düşünerek; yemeyin yedirin, giymeyin giydirin… Bir gözünüz daima onların üzerinde olsun ama sansür ve şiddet -asla- uygulamayın…

Tek güvenceniz ve geleceğiniz olan çocuklarınızı asla başıboş bırakmayınız… Kendinizi de onları da “saldım çayıra, Mevla’m kayıra” aymazlığından kurtarmalısınız… Çünkü zaman çayır zamanı değil…

xxx

Özetle, “komedi ötesi” türünden adli bir savunma…

1970’li yıllarda -çok meşhur- bir dilencilik mafyası babası vardı, lakabı Maraş Canavarı idi…

Yakalanıp mahkemeye getirilmişti. Yargıç suç dosyasına baktığında hayretler içinde kalmıştı… Sanığın okuyan iki kızı ile bir de oğlu vardı. Maraş Canavarı, çok uzak şehirlerden yedisi erkek, iki de kız çocuğu kaçırmış… Kaçırdığı çocukların kimilerinin birer adet ellerini, kimilerinin kollarını, kimilerinin ayaklarını ya da bacaklarını kırmış. Çaldığı çocukların tümünü de değişik mahalle ve caddelerde sabah namazından gece yarısına kadar dilendiriyordu.

Çocuklar gıdasız, çocuklar dermansız, çocuklar hastalıklı; sabahları yarım ekmek ile bir dilim peynir, akşamdan kalma bulaşık suyu gibi birer tas çorba.

Davaya bakan Yargıç: “Senin üç çocuğun var. Bu çocukları neden, ne için kaçırdın?” deyince Maraş Canavarı:

Hâkim bey, benim çocuklarım hayırsız çıktı, ben bu çocukları kaçırmadım, yoksulluk çeken ebeveynlerinden satın aldım; okusun adam olsunlar diye, hayır işi yaptım… Onlara para kazanmayı ve meslek edinmeyi öğretiyorum” deyince, yargıç:

Peki, bunların ellerini ayaklarını, kollarını bacaklarını neden kırdın?

Ben kırmadım hâkim bey bunlar kendi aralarında oyun oynarlarken birbirlerini kırmışlar! İnanmıyorsanız onlara sorun” türünden sorgu soruş ile savunma sonrasında Maraş canavarı müebbet yer; sakat çocuklar da devlet kurumlarında özgürce yaşayıp çalışırlar.

Lütfen çocuklarınıza -çoktan da çok- sahip çıkınız Analar, Babalar.

Evden dışarı çıktığınızda bir gözünüz daima onların üzerinde olsun…

Hele de şu pandemili ve kapanmalı günlerde çocuklarınızı asla yalnız olarak uzun mesafelere göndermeyiniz.

Zaman kötü ve amansız bir zaman… Unutmayın!

4.05.2021 (Kemal CENGİZ)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

BENİM ÜLKEMDE HERKES HERŞEYİ UZMANINDAN İYİ BİLİR…

DOĞAL ÇEVREMİZE SAHİP ÇIKIYOR MUYUZ?

YETER DE YETERLİLİK VARDIR…

BİR DÜNYADA EŞİMİZ BENZERİMİZ YOK!

EKONOMİ TOPLUMUN AYNASIDIR…

BİRAZ SORGULAMAYA NE DERSİNİZ?

GİDİŞAT HANGİ MİNVAL ÜZERİNEDİR?

ATATÜRK’Ü ANMA GENÇLİK VE SPOR BAYRAMI

YARIN BAYRAM