19 Kasım 2018 Pazartesi
TEOG Kalksın (!)

Hasan ALPDOGAN

TEOG Kalksın (!)

Cumhurbaşkanımız diyor ki “Ben TEOG olayını istemiyorum ve bunu da artık yanlış buluyorum. TEOG’un kaldırılması lazım. Biz TEOG’la mı geldik?” Tamam kalksın. Her lise kendi standartlarında bir sınavı, MEB kontrolünde yapsın. Böylece her yıl, 10-12 yaşlarındaki çocuklarımız hayata sınav stresi ile başlamamış olacak. Veliler de bu sınav için harcadıkları emek ve para giderinden kurtulacaklar. Buraya kadar her şey güzel görünüyor.

Ekonominin özellikle üretimin esası “kaliteli sonuç (çıktı) için kaliteli malzeme (girdi) kullanmak gerekir” kuralıdır. Ayrıca kullanılacak malzemelerde hep bir standart vardır. Aynı tanım içindeki aynı malzemeler aynı özelliklerdedir.

Son yazdıklarımızda bir yanlış anlama olmasın. Konumuz eğitim, konuştuğumuz da öğrenciler yani çocuklarımıza “malzeme” gibi baktığımız düşünülmesin. Buradaki amacımız, sorunlara duygusal değil rasyonel bakış açısı ile bakabilmektir. Böylece birçok “doğru çözüm” içinde en doğru olanı daha kolay bulabilmek mümkün olacaktır.

Avrupa’da bazı ülkelerde lise seviyesindeki okullara başvurular, çoğunlukla ortaokul not ortalaması kriterine göre değerlendirilmektedir. Bazı özel okullar da kendi özel sınavları ve not ortalaması kriterlerini birlikte değerlemektedir. Tabi yüklüce bir eğitim parası ve sınav parası karşılığında.

Avrupa mevcut sisteminde çok büyük bir avantaja sahip: Homojenlik. Yani belli bir not ortalamasındaki tüm çocuklar, birbirine yakın düzeyde çocuklar. Çünkü ülkelerinin her bölgesindeki eğitim birbirine yakın. Müfredat sağlam temellere oturtulmuş. Öğretmen rotasyonu yapılırken kırsal bölgeye tecrübesiz öğretmenler gönderilmiyor. O öğretmenler acemiliklerini iyi yerlerde yapıp ilerleyen tecrübelerinde kırsal veya küçük bölgelerde görevlerini yapmakta.

Avrupa’da uygulamalar örneğinde bahsedilen ana konu, devletin vatandaşına sunduğu anayasal hizmetin yapısı ile ilgilidir. Esas konu budur. Esas konu “ne verirsen onu alırsın”dır. Esas konu “herkese eşit davranırsan eşit değerleme yaparsın”dır. Yani esas konu “FIRSAT EŞİTLİĞİ”dir.

Hangimiz kalkıp da not ortalamalarının bölgesel farklılıklara göre veya okullara göre etkilenmeden aynı düzeyde öğrenciler olduğunu söyleyebilir? Ya da hangimiz ülkemizin sosyal ilişkilerde kayırmacılık yapmayacağını veya “taraflı davranmayacağını” düşünebilir?

Geçtiğimiz iki haftanın eğitimde temel tartışma konusu zaten müfredattı. Müfredat üzerinde bir görüş birliğine ve onaya varılmamışken, şimdi de bunu test eden bir sınav sistemini sorgulamak, yine apar topar ve altyapısı iyice düşünülmemiş bir fikre benziyor.

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü'nün (OECD) "2016 Tek Bakışta Eğitim" adlı yıllık raporunda, Türkiye, 38 OECD üyesi ülke arasında 35. sırada yer aldı. Yani sondan dördüncü sırada yer alan Türkiye'yi Güney Afrika, Brezilya, Meksika takip etti.

OECD'nin eğitim endeksinde, Finlandiya listede ilk sırada yer alırken, Estonya, Danimarka, Polonya ve Avustralya sırayla onu izledi. Ülkelerle ilgili ayrıntılı konuşup, asıl söylemek istediğimizden uzaklaşmak şu an zaman kaybı olur. Dolayısı ile konuyu bir çözüm önerisine bağlayabilmek için son dönem sınav sistem değişikliklerinden kısaca bahsetmemiz gerekiyor.

* 2000’lerde sınavla öğrenci alan ortaöğretim kurumlarına Liselere Giriş Sınavı (LGS) ile yerleştirme yapılıyordu.

* 2004’ten itibaren Ortaöğretim Kurumları Seçme ve Yerleştirme Sınavı’na (OKS) geçildi.

* 2008’ten itibaren düzenlenen Seviye Belirleme Sınavları (SBS) 6, 7 ve 8’inci sınıflar için ayrı ayrı uygulandı.

* 2009’dan itibaren bu sınav (SBS) sadece 8’inci sınıflara yapıldı. 2012-2013'te SBS tamamen kaldırıldı.

* 2014’te başlayan Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş (TEOG) kapsamında yapılan merkezi sınavlar günümüze kadar geldi.

Tek sınav ile kaderleri belirlenen çocukların, 2-3 saatlik bir sınav performansı ile tüm ömrünü etkileyecek bir yaşam yoluna girmesi gerçekten üzücü.

3 sınıfta (6, 7, 8. Sınıflarda) uygulanan SBS, çocukların geleceğini 1 sınav yerine 3 sınava yayarak ortalamalarının çocuğun seviyesine yakın olmasına olanak veriyordu. Ama bu da 3 yıl gibi uzun bir süre “sınav maratonu stresinin” öğrencide ve velide yaşanmasına sebep oluyordu.

Tablo ortada . Habire bir “doğru yol” aranmış. Ve yeni bir “doğru yol” daha söylenmiş. Şimdi de sınavsız bir sisteme geçilecek. Her okul kendi sınavını yapacak. Çocuk yine sınava girecek. Hem de o sınavdan bu sınava koşacak. Gaziantep’ten bir çocuk İstanbul Lisesine, Kabataş Lisesine, Robert veya Galatasaray Lisesine gidemeyecek. Gitmek isterse şartlarını zorlayarak (Ekonomik Şartları Uygunsa) gidecek, günlerce belki de haftalarca “o sınav senin, bu sınav benim” dolaşacak. Ne bir sınav motivasyonu ne bir sınav öncesi psikolojik hazırlık. Oysa mevcutta şikâyet ettiğimiz sınava bile kendi evinde, kendi okulunda çok daha iyi motive olarak ve daha kolay şartlarda hazırlanacaktır.

Yüksek önlemler ve öneme rağmen, o büyük YGS, LYS vb üniversite sınavı sorularının, KPSS sorularının çalınabildiği ülkemizde liselerin kendi sorularının güvenliği “ne kadar güvenilir olabilir “ şüpheleri başlayacak mı ? Okul yöneticilerinin çok yakınlarına “yakın” davranma ihtimalleri olabilecek mi ? Büyük illerde iyi eğitim veren okullara Anadolu’dan, taşradan ve hatta büyük şehirlerin bazı kenar mahalle okullarındaki çocuklar girebilecek mi ?

Yazımızı aklımızı kemiren bir bit yeniği ile kapatmak istiyoruz; “Değerler Eğitimi” donanmış yeni müfredatla eğitilecek ve bunla yetinmeyi meziyet sayacak çocuklar TEOG’ta fark yiyecek korkusu olmasın. Müfredat ne olursa olsun bununla yetinmeyen bazı ilgili ve bilgili aileler çocuklarına, çağdaş ve modern eğitim altyapısı sağlarsa ve bununla da sadece “değerler eğitimi” almış çocuklara fark atarsa ne olacak? “Değerler Eğitimi” alıp da itaatkar, kabullenici, var olanla yetinen çocuklar daha da geride kalabileceklerdir. Bunlara yol açmak gerekebilir…

18.09.2017 (Hasan ALPDOGAN)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

Atanmışlar ve Seçilmişler

MTV ve Büyüme Oranlarımız

Referandum ve Erdem

GAPPLAST FUARI VE KATMA DEĞER

Dünya 5’ten Büyüktür ve 80/20 Kuralı